Netkitap
Üyelik Sipariş İzleme Alışveriş Sepetim Favorilerim
Sepetim (0) 
Kitap Kelepir Topluluk
ara
Kitap   Cinius Yayınları   İnceleme - Araştırma - Eleştiri   Filiz Temel Harpcı   Küçük Bedende Büyük Yürek
 

Küçük Bedende Büyük Yürek  

Filiz Temel Harpcı
ŞİMDİ SATIN AL
Etiket: 9,00 TL
Cinius Kitap Kulübü Ederi: 8,55 TL
telefondan alışveriş 74221

Yayinevi/DiziYayinevi: Cinius Yayınları
Baskı Tarih: Haziran 2007
Sayfa: 208
Indirim: %5

Bu kitaba oy verin: (6 oy)
Yorum Yaz


Bu kitaplar da ilginizi çekebilir

Kitap Hakında

Ürün Ayrıntısı

Yayinevi: Cinius Yayınları
Dizi: İnceleme - Araştırma - Eleştiri

Baskı Tarih: Haziran 2007

Sayfa: 208

İndirim: %5

Boyut: 12,5x19,5 cm

Hamur: 2

Etiket: 9,00 TL

Cinius Kitap Kulübü Ederi: 8,55 TL

Arka Kapak

Çocuğumu kucağıma alıp öpüp kokladığımdaki sevgi ve kalbimdeki heyecan o kadar ulaşılmazdı ki, onsuz bir an bile geçirmek kabustu benim için. Sevgisi o kadar büyüktü ki, onu öpmeye doyamazdım. Zamanla, büyümeye başladığında beni öpmesini bekledim. Verdiğim sevginin öpücüklerle bana geri dönmesini bekledim ama hep bekledim. Ne zaman ki kucağınızdaki çocuğunuzun sıcaklığını hissedip, sizi öpememesini anlarsınız o zaman kalbinizi bir sızı kaplar. İlk başlarda bir anlam veremezsiniz zamanla, kalbimdeki sızının yerine, beynimde neden sorularıyla dolu büyük kuşkularla uyandım. Hayatın her zaman düşlerdeki kadar temiz sayfalarla dolu olmadığını çocuğum büyüdükçe anladım. Ben artık engelli bir çocuk annesiydim!

İşte benim hayatım burada başladı.


Kitabın İçinden
Hamile kaldığımı öğrenir öğrenmez eşime telefon edip bu güzel haberi ona büyük bir heyecanla müjdeledim. Eşim sevinçten pek bir şey söyleyemedi. Zaten eşim karakter yapısı itibariyle duygularını dışa vuramaz. Eşim eve geldiğinde bu olayı daha detaylı görüşerek çok daha bilinçli olmamız gerektiğine karar verdik. Hamilelik süresince bilinçli bir çift olarak doktor kontrollerimizi hiç ihmal etmedik. Tabii bu esnada doğacak çocuğumuz için hazırlıklar yapıyor, onun için kıyafetler, oyuncaklar alıyor, bebek odasını hazırlıyorduk. Onun geleceğiyle ilgili hayaller kuruyorduk. İşte şu okulu okur, bu mesleği seçer gibi planlar yapıyorduk. Her hayalimizin sonunda heyecandan kalp atışlarımız hızlanır, gözlerimiz parlardı. Ben her ay düzenli olarak doktor kontrollerime gider, hiç aksatmazdım. Doktorumuz her ay çocuğumuzun anne karnındaki gelişimini anlatır, her şeyin yolunda gittiğini söylerdi. Doktorun yanından ayrılınca eşimle el ele tutuşup Ankara'nın Kızılay caddesinde çocuk mağazalarına, oyuncakçılara bakardık. Eşi bulunmaz güzel hayallerle dolu bir dünya için, heyecanla yolumuza devam ederdik. Her anne baba nasıl hayaller peşinde koşarsa, biz de amansızca o şekilde koşar koşardık...

Tabii dediğim gibi önemli bir gerçek var, hayaller gerçekleşmeyebilir. Düşler planlandığı gibi yürümeyebiliyor. Bu düşlerimiz çocuğumuz doğup büyümeye başlayana kadar sürdü. 02-06-1996 Pazar günü Zeka-i Tahir Burak Kadın Doğum Hastanesine çocuğumun kalp atışlarını dinletmek için gittik. Hemen doğumun gerçekleşmesi gerektiği söylendi. Büyük bir heyecanla beklenen o büyük gün artık gelmişti. Eşim beni o gece yatırdı. Hastaneye yattığımda kendimi çok yalnız hissetmiştim. Herşeyden önemlisi doğum kelimesinden dahi çok korkarken, bu korkularım gerçekleşmek üzereydi. Ama doğumdan korktuğum kadar da varmış. Sancılarım tam dokuz saat sürdü. Dokuz saat boyunca suni sancı çektim. O acı o kadar fazla ki, anlatmak istiyorum, ama acımı tarif etmek için kelime bulamıyorum. Artık acıdan Allaha "Al canımı" diye haykırıyordum ve bir ağlama sesi… 03-06-1996 Pazartesi saat 3'e 15'kala canım yavrum kucağımdaydı, dünyalar tatlısı oğlum hayata gözlerini açmıştı. Adeta dünyaya yeniden gelmiştim. Tüm acılarım, sızılarım bitmişti. Çok mutluydum, oğlumu kucağıma aldığımda müthiş bir sıcaklık ve sevinç duydum. Artık ben de anne olmuştum. Anneliği tarif etmek mümkün değil. Bu duygu ancak yaşanabilir diyorum. Tabii hayatın acılarla dolu olduğunu bilseydi, o da dünyaya gelmemek için elinden geleni yapardı sanırım. Ben biraz dinlendikten sonra bir hasta bakıcı bizi odamıza götürmek için bir tekerlekli sandalyeye oturttu. Oğlumun tekerlekli sandalye ile ilk tanışma anı buymuş. Sevgili eşim ve aile fertlerimizden hepsi odadaydılar. Aşkım bizi görünce bir oh çekerek gülümsedi, sevinçten yine susup kalmıştı. Bize öylece bakakalmıştı. Hatta çocuğumuzu dahi şaşkınlıktan kucağına alamamıştı. Ne yapacağını bilemeyen bir yabancı gibiydi. Ama konuşmasına gerek yoktu zaten gözleri yeterince konuşuyordu. Annem, babam, kayınvalidem, kayınpederim, görümcem, ablam, yeğenim hepsi odamızdaydılar. Oğlumu kucaklarına almak için adeta yarışıyorlardı. Hepsi çocuğumuzu kendilerine benzetiyordu, hiçbirine de benzemiyordu. O gün hastanede çocuğun ve benim bakımımız yapıldıktan sonra bizi taburcu ettiler. Taburcu edilirken ikimizin de çok sağlıklı olduğu söylendi. O güzel hayallerle birlikte eve geldik. Oğlumuzun ismini Selami Atahan koyduk. Anne olmuştum ve bunu doyasıya yaşamak istiyordum. Günler onunla çok güzel geçiyordu. Onun küçücük gözlerine baktığımda öyle güzel hayallerim olmuştu ki, tabii bilseydim hayallerin acı bir hüsranla karşılaşacağını... Ama hiçbir şey, her ne olursa olsun onun sevgisini bizim yüreğimizde azaltmaya değmezdi. Çünkü o dünyalar tatlısı bir çocuktu. Her şeyden habersiz, saf ve berrak sular kadar temiz bir melekti…
Ama, günler geçiyor oğlumuzun büyümeye başlaması gerekirken bu gerçekleşmiyordu. Gelişiminde ters giden bir şeyler vardı. Bunları içimde hissediyordum. Atahan'a bir şey uzatıyordum almıyordu, bakışları belirsizdi, oturtmaya çalışıyordum duramıyordu, emeklemesi gerekirken yapamıyordu... Onu her kucağıma aldığımda içimi bir ürperti sarıyordu. En kötüsü de, eve her gelen, bu çocuk ne kadar garip, diyordu. Sıkıntılar içerisinde iken aniden babam hastalandı. Çok zaman geçmemişti ki, sevgili babamın hastalığı çok kötüye gitmeye başladı. Hastaneye yatırdık, doktorlar gerekli tetkikleri yaptıktan sonra; vücudunda kötü huylu tümör olduğunu söylediler. Ailede ilk öğrenen ben olmuştum. Bu sözleri duyduğumda tüm hayatım o an bitmişti sanki. Babamın iyileşmesi için elimizden gelen her şeyi, maddi ve manevi, ne gerekiyorsa yaptık. Bu üzücü olay üzerine tüm kardeşler bir araya geldik. Yıllar öncesinde olduğu gibi yine hep beraberdik. Ama eksik olan bir şey vardı. Neşe ve kahkaha yoktu. Onu bu en zor gününde yalnız bırakmak, daha doğrusu bu son yolculuğuna yalnız göndermek istemedik. Çünkü babamız bu genç yaşta kanser olmuştu. Babam bizi büyütmek için yıllar boyunca hiç yorulmadan, hiç dinlenmeden çalıştı. Her anımız babamız için dualar etmekle geçiyordu. Tabii ne yaparsak yapalım ecelin önüne asla geçilmiyor, artık anlamıştık ki bu kötü hastalıktan kurtuluş olmayacaktı. Günler boyunca acılar çekilmeye devam ederken, babamızı, her şeyimizi, atamızı, evimizin direğini 26-10-1997 Salı günü 7:55'te kaybettik. Sevgili babamı kaybederken eli ellerimin içindeydi. Onu, yavaş yavaş yok oluşunu hissederek kaybettim. Bu cümleleri yazarken dahi her şeyi tekrar yaşıyorum. Ve onu, inanın ki, çok özlüyorum. Babam benim ağabeyim, arkadaşım, sırdaşım ve hayattaki en büyük desteğimdi. Ben o zaman hayatta yaşanılacak en büyük acının bu olduğunu düşündüm… Ama çok yanılmışım. Hayatta baba ve anne acısından daha büyük acılar varmış. Ben daha babamın acısına doya doya yanamadan, haykırırcasına ağlayamadan, bu en büyük acıdır dediğim acımı unutturan o büyük olayı öğrendim. Oğlum, bir tanem, canım hasta imiş. Oğlumun doğumundan beri, gelişimini çok iyi bir şekilde izlerdim ve içimde hep bir sızı vardı. Bu sızı boş değilmiş. Oğlumun beyninin dış çevresinde büzüşme, beyninde ölü hücreler oluşmuş. Atahan'ın böyle bir hastalığı olduğunu öğrendiğimizde bir yaşına gelmişti. Hastalık yürümesini, konuşmasını, oturmasını, her şeyini engelliyordu. İşte o zaman en büyük hayal kırıklığını, en büyük acıyı yaşadık. Biz ne hayaller düşledik ne gerçeklerle karşılaştık. Bunun için ne ben, ne de eşim hiç isyan etmedik. Anne ve babalığın ağır yükleri başlıyordu. Ama şu bir gerçek ki, belki de üstesinden gelemeyeceğimiz bir hastalıkla karşı karşıyaydık. Artık yüreğimizde köpük köpük dalgalandırdığımız hayallerimiz bir anda silinmiş, yok olmuştu. Eşimle her birbirimize baktığımızda, gözlerimizi kaçırıyorduk. Acımızdan göz göze gelmeye dahi korkar olmuştuk. Sevgimiz yetmeliydi bize, her zaman bunu derdik. Bu, kalbimizde hiç tükenmeyecek, her gün sulanacak tonlarca sevgi olması demek bence. Biz hiçbir zaman, "Neden bu hastalık bizi buldu? Neden biz?" demedik. Sadece, "Bu bizim kaderimiz, bu bizim şansımız," diyebildik. Kendimizi hiç yargılamadık. Belki de kırılırız diye yargılamaya dahi kıyamadık birbirimizi. Ancak toplum bizi çok ağır yargıladı. Hiç akıl almayacak olaylarla karşılaştık. Adeta, çocuğumuzun böyle oluşundan, biz sorumlu tutulduk. Kimisi bu size Allah'ın bir cezası dedi, kimisi hamilelik döneminde ilaç mı, sigara mı içtin, iyi mi beslenmedin diye sordu, kimisi daha neler neler…
 
 
Yorumlar
 
Henüz kimse kitap hakkında yorum yapmadı. İlk yorum sizden gelsin!
 
Yanıt:
Bilgisiniz
Adınız:  E-posta:  
Bulunduğum Yer: